Bir yazarın geçenlerde bir yayın organında yayınlanmış bozcaada hakkında kısa bir yazısını okudum ve sizlerle paylaşmak istedim..
Çanakkale’ ye 1 saatlik mesafede bulunan Geyikli kasabasından feribotla ulaşılabilen Bozcaada’ yı uzaktan ilk gördüğümde oldukça boş ve terkedilmiş bir mekan olduğu hissine kapıldım. Ne yoğun bir yapılaşma vardı uzaklardan seçilebilen, ne de adanın etrafında gezinen tekneler. Ancak karaya ayak bastığımda hızla değişti bu düşüncem. Limanın karşısındaki küçük meydan, bu meydanı çevreleyen şirin mi şirin restoranlar ve buradan adanın içlerine doğru ilerleyen dar sokakları ile Bozcada’ nın sıcaklığı kısa sürede sarıyordu insanı. Uzaktan bakıldığında boz rengin hakim olduğu adanın uçsuz bucaksız bağları ve bağevleri, cam gibi berrak denizi ve huzur dolu koyları, hiç ummadığım güzellikte sürprizler olarak çıkmıştı karşıma.
Bozcaada’da lüks yerine huzur var…
Doğal ve tarihi sit alanı olması nedeniyle, Bozcaada’ da büyük oteller ve tatil köyleri bulunmuyor.Bunların yerine adanın doğal havasını bozmayacak biçimde, eski evlerden restore edilmiş küçük otel ve pansiyonlar, merkezin biraz daha dışında ise bağ evleri ve tatil çiftlikleri mevcut. Büyük bölümü ada sakinleri tarafından işletilen bu mekanlar, belki çok büyük lüksler sunmuyor ama beşyıldızlı tatil kavramından sıkılıp biraz daha sade ve huzurlu bir yer arayanlar için eşsiz fırsatlar tanıyor. Adanın dış kesimlerinde konaklamak isteyenlerin dikkat etmesi gereken bir nokta var ki, o da özel araçla gelmiş olmak. Zira ada içinde toplu taşıma pek yaygın değil.
Adanın mutfak kültürü denemeye deÄŸer…
Adanın doğal güzelliğinin yanısıra hayli zengin mutfak kültürü de akıllarda yer edecek nitelikte. Yüzyıllardır birarada yaşayan Türk ve Rum halklarının ortak kültüründen çıkan bu zenginliğin temel öğelerini taze balık çeşitleri, kalamar, ahtapot, karides gibi deniz ürünlerinin birbirinden lezzetli kombinasyonları, adaya özgü çeşitli bitki ve otlardan yapılan mezeler ve bunlara eşlik eden ada şarapları oluşturuyor. Bu lezzetleri tatmak için limanın karşısında sıralanmış ya da ada merkezindeki sokaklar arasına dağılmış restoranlardan herhangi birine oturmak yeterli. Çoğu, eski balıkçı kahvelerinden restore edilmiş olan bu restoranların bazıları, adanın sessizliğe gömüldüğü kış aylarında bile açık oluyor ve konuklarına, çıtır çıtır yanan bir sobanın başında yemek yiyerek keyif yapma imkanı sunuyormuş. Adada kaldığım iki günlük süre zarfında gezebildiğim yerler, Bozcaada Kalesi, Rüzgar Gülleri ve şarap fabrikaları ile sınırlı kaldı maalesef. Bozcaada Kalesi, adaya feribotla yaklaşırken ilk dikkat çeken yapı.
Zengin geçmişi ve kritik coğrafi konumu nedeniyle her zaman istila riski taşımış olan adayı savunmak için inşa edilen bu heybetli kale, pekçok benzerine göre çok daha iyi konumda bulunuyor gördüğüm kadarıyla. Fenikeliler, Cenevizliler ve Venedikliler tarafından kullanılan yapı, öğrendiğime göre Fatih Sultan Mehmet döneminde yapılan restorasyon ve yeni eklemelerle bugünkü halini almış. Kalenin bahçesinde adanın çeşitli yerlerinden çıkarılmış antik mezartaşları ve tarihi eserler sergileniyor. Adanın en çok ilgi çeken mekanlarından biri de, batı ucunda bulunan rüzgar gülleri. Rüzgar enerjisinden elektrik elde etmek amacıyla 2000 yılında hizmete sokulan bu santral, hem sıradışı görüntüsü hem de ada üzerinde konumlandığı yer nedeniyle bir hayli ilgi çekiyor. Santralın yakınında bulunan Polente Feneri’ ni de içine alan bu manzara, özellikle günbatımındaki eşsiz güzelliğiyle beni kendine hayran bıraktı. Bozcaada’ ya gidip de görülmeden dönülmemesi gereken yerlerden biri de şarap fabrikaları. Adada 4 büyük şarap fabrikası ve bunların yanısıra birkaç tane de küçük imalathane bulunuyor. Düzenlenen turlarla buraları gezmek ve lezzetli şarapların tadına bakmak gerçekten çok keyifli. Adanın 3 tarafını çevreleyen koylar, insana huzur veren cinsten. Öğrendiğim kadarıyla üç yönde toplam 9-10 civarında koy bulunuyormuş adada. Bunlardan en büyüğü ve genelde tercih edileni, benim de 2 günlük zamanımın büyük bölümünü geçirdiğim Ayazma Koyu. Burada bulunan tesislerde günboyu yemek ve içki servisi yapılıyor. Diğer koylar ise buraya göre çok daha sakin. Yapmış olduğum bu iki günlük kaçamak, daha önce gezdiğim çoğu tatil yöresinden daha fazla mutlu etti beni. İstanbul’ a yakın oluşu, diğer tatil merkezlerinde kolay rastlanmayan dinginliği ve birbirinden güzel şaraplarıyla Bozcaada, bundan sonra da her fırsatta gitmeyi isteyeceğim bir mekan oldu benim için..
Be First To Comment
Related Post
Leave Your Comments Below